Eskiden "Atmayalım, lâzım olur" diye bir cümle vardı, hâlâ bi yerlerde yaşıyordur mutlaka fakat pek duymaz olduk; şimdi daha çok şu cümle duyuluyor,

-Aman, at gitsin, ne yapacaksın; sakladığına değmez. Gerekirse yenisini alırız!

Ve öyle yapılıyor. Artık çöpe her şeyi atıyoruz neredeyse. Bazen sokakların köşebaşlarına "Bir ihtiyaç sahibi alsın isterse, sevabımıza" niyetiyle bırakılan pejmürde koltuk takımlarını, mutfak dolaplarını, demir gibi sağlam sehpaları, çekmeceleri hatta halı-kilim türünden ev eşyalarını gördükçe içim gidiyor. ( Ben tabi alabildiğimi alıp değerlendiriyorum ama nereye kadar. Atılanları bir görseniz.).

Yetmişli yıllarda Almancılar anlatırlardı da inanamayan bakışlarla dinlerdik, "Yok artık; bu kadarı da fazla" derdik de Almancı yakınlarımız, "Hattâ daha da fazlası, bir âlet eskiyince koyarlar kapının önüne; radyo, televizyon, teyp, elbise, gömlek, saç kurutma makinesi, fırın, koltuk takımı... aklına ne gelirse..."

İsyan edesimiz gelirdi, "Hiç eşya, âlet sokağa atılır mı, yazık değil mi; keşke siz alsaydınız!" derdik.

E,  elektrikli fırın sokakta bulunur da alınmaz mı; alınıyordu galiba; hatta bunlardan bir kısmı hediyelik diye memlekete de getiriliyor muydu, bilinmez!

Şimdi biz de eşyalarımızı sokağa çöpe atmaya başladık artık. Atıyoruz atmasına ama benim gönlüm hâlâ "Atmayalım, gün gelir lâzım olur"culardan yana. Büyüklerimiz, "Eskisi olmayanın yenisi olmaz" derlerdi. Şimdi evler küçüldü; bahçe, mahzen, ardiyelik gibi müştemilât sırra kadem bastı; artık "Eskisi olmayanın yenisi olmaz" düsturu geçerli. O kadar çok eşya var ki evlerde, eskisini elden çıkarmadan yenisini koyacak yer bulunmaz oldu.

Beni etkileyen işin öbür tarafları…Küçüklükten beri , anılara, eski eşyalara çok düşkünlüğüm oldu. Eski bir şifonyer görsem, uzun uzun düşünürdüm… “kimler nasıl, ne amaçla kullanılmış, nerelerde durmuş, hangi evlerde yaşamış?” diye..

Sonraları boyama işlerine merak salınca, atölye olmadan evvel de eski, kullanılmayan şeyleri çok hayata döndürdüğüm oldu. Atölye olduktan sonra, özellikle televizyon programları da olmaya başlayınca, eski eşyaları değerlendirmek üzere, bir moda yaratmaya çalıştım. Zannederim başarılı da oldum.

Sevgili Füsun Ürkün, birgün bana çok gurur verici bir yazı yazdı. “Sevgili Ece, sayende tüm Türkiye’de kadınlar eskilerini boyuyor, kimi kapısını, kimi dolabını.” İşte, istediğim de buydu.

 Zaten uzun zamandır ismim “Çöpçü Ece”.  Bir de, bir şeyleri kafanıza koyarsanız hep önünüze çıkar ya. Her yerde, bahçe önlerinde, çöp bidonları kenarlarında, benim karşıma çıkıyor güzel eski eşyalar. Haydiiii…İşi gücü bırakıp, kamyonet arıyorum telefonla o eşyaları taşıtmak için.

İşte sizlere birkaç örnek…

 

 

Eski eşyalarımızı yenilemek çok kolay .. Hemen alışveriş sitemize giriyorsunuz ve Ece Aymer Craft House Kapatıcı” adlı üründen alıyorsunuz. Bu madde, nereye sürülürse, o yüzeyi boya tutabilen hale çeviriyor. Diyelim ki, eski lake bir masamız var. Normal olarak, bu masanın rengini değiştirmek istiyorsak, büyük olasılıkla, bir boyacıya veya marangoza götürüp, tüm masanın boyasını ve cilasını zımpara makinesi ile söktürmemiz gerekirdi. İşte “Ece Aymer Craft House Kapatıcı” kullanarak, bu aşamayı atlamış oluyoruz. Kapatıcımızı br kat tüm eşyamıza sürüyoruz. Birkaç gün kamikleşmesini bekliyoruz. Daha sonra, o eşya, ham eşyaymış gibi üzerine ne istiyorsak yapabiliyoruz. Yıllardır ben, öğrencilerimiz, TV izleyicileri, Evim dergisi okuyucuları o kadar çok eşyayı bu şekilde yeniledik ki..

Ehhh sizlere kolay gelsin…